Pazartesi’den bu tarafa alınan haberler, toplumsal çürümenin bütün katmanları nasıl sardığının ve artık acı sonuçları ile ağır bedeller ödeyerek yüzleştiğimizin göstergesi niteliğindedir.
Bir günde 3 kadının kocaları tarafından öldürülmesi…
Gülistan Doku’nun kaybolması ve yıllardır bulunamaması olayına dair gelişmeler. Dosyanın yeniden açılması, cinayet, organize suç, dönemin valisi ve yerine gelen valinin adının karıştığı ihmal ve örtbas iddiaları…
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan gelen çocuk yaştaki saldırganların okul baskınları…
Onlarca yıldır konuşulan şiddetin toplumun her katmanını sardığını, güç sahiplerinin, eğitimsizlerin, cahillerin, egosu yüksek sonradan görmelerin ki, sayıları on milyonları bulmaktadır, hiç tereddüt etmeden, erkeğe, kadına, çocuğa, hayvana, emri altındakilere şiddet uyguladığını görmekteyiz.
Ve her olayda günübirlik ve o olay özelinde konuşulup sonra unutulan şiddet…
Aile yapısı bozulmuş, okullar ve öğretmenler anlamını yitirip karizmasını kaybetmiş, devlet kurumları kurum kültürünü, yıllara sair bilgi ve tecrübe birikimini kaybedip, siyaset rüzgarına göre refleks alan birer ayçiçeğine dönüşmüşken, sorunun muhatabı ve mağdurları ise çoğunlukla çaresizce kader olarak dayatılan bir sonu yaşayacağı günü beklemektedir…
Şiddeti bir bütün olarak konuşamamaktayız. Sorunlarımıza sorunun muhatapları olarak çözüm önerileri getirememekte, bu konuda birlikte ve organize eylemler yapamamaktayız.
Okullar özelinde konuya değinecek olursak; okul müdürleri eğitim-öğretim için vazgeçilmez olan iktidar yanlısı sendikaya üye olmak veya oradan referanslı olmak! gibi çok önemli bir nitelikle atanmaktadırlar.
Öğretmenler, öğretmenlik harici işlerle iştigal eden pek çok öğretmenin ticaret yapmaktaki usulleri, bir sendikanın kılık kıyafet kanununa muhalefet olsun diye (sanırım ilk fetöcüler başlatmıştı ama hala devam etmekte, niyeyse) başlattıkları ve sonuçları itibariyle mesleki ve kurumsal kimliği zedeleyici boyuta ulaşan pejmürdelikleri, rehberlik servislerinin ve rehber öğretmenlerin basit istatistiki verilerle meşgul olarak günü kurtarırken, asıl ilgilenmesi gereken öğrencilerin gerçekliklerinden kaçınması, yönetimlerin okulların etrafında olup bitenden haberdar olmaması buna yönelik tedbirlerin alınması için farklı kurumlarla işbirliklerine gitmesi gereken milli eğitim müdürlükleri ve okul müdürlerinin, okul bahçesi dışında olan bitenle ilgilenmemesi, ortaokul önlerine kadar yaygınlaşmış uyuşturucu madde satıcılığının hiçbir kurumun derdi olmaması…
Okul ve bürokrasi tarafında bütün bu aymazlıklar devam ederken; velilerin çocuklarının eğitimine gerçek manada eğilmemeleri, çoğu velinin kendi ulaşamadığı hayallerine ulaşması için hırsa ve imkana boğduğu ama iç dünyasını ihmal ettiği, sadece sınav sonuçlarındaki göreceli başarıya odaklanıp, evladının insan olduğu gerçeğini unutması, okulun yönetiminden öğretmenine kadar bütün katmanlarını çalıştıracak ilgiyi göstermemesi de eklenince kaçınılmaz son Ş.Urfa ve K.Maraş’tır.
Burada duracak mıdır! Maalesef ki hayır…
Bakanlık, müdürlük, öğretmen, aile ve bürokrasinin görevini doğru zamanda, doğru şekilde yapmaması ve yapmıyor oluşunun sürüyor olması, onlarca yılda ekilmiş olan tohumların bir biri ardınca patlamasının önüne geçemeyecektir.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın elinde okullarda işlenen suçlara dair bir veri var mıdır? Varsa bu veriler analiz edilmiş, sonuçlara varılmış mıdır? Sonuçlara varıldı ise bu sonuçlar nedir ve ne gibi bir eylem ortaya konmuştur?
Okullardaki suçlarda yönetim, öğretmen, öğrenci, veli davranışları, suça karışma, itme, suçu gizlemedeki katkıları ve bu davranışa iten sosyolojik, ekonomik, psikolojik nedenleri nelerdir?
Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı, adli vakalarda taraf olmaktan ziyade sorumlu olduğu alanda suçu doğuran unsurların tespiti, ortadan kaldırılması, suçun işlenmesinin önüne geçilmesine dair ne gibi çalışmaları, hangi kurumlarla işbirliği içerisinde yapmıştır?
Adalet Bakanlığı; her yıl önüne gelen on binlerce çocuk suçlu dosyasına dair veriler çıkarmış mıdır? Bu veriler iktidarla, Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı gibi bakanlıklarla paylaşılmış mıdır? Bu bakanlıklar Adalet Bakanlığı’ndan böyle bir bilgi talep etmişler midir?
Muhtemelen yukarıdaki son iki paragraftaki sorularımızın cevabı olumlu değildir.
O halde kurumlar çalışmamakta, asıl yapması gerekeni yapmamaktadır.
Ölen, hapse giren başkasının evladı oldukça, acının üzerinden konuşmak hep kolay olmaktadır.
Dün Yozgat meydanında öğretmenlerin yapmış olduğu açıklamalardaki dağınıklık, savrukluk, meselenin özünden, sorunun kaynağından ve çözümüne dair öneri geliştirilmesinden uzak açıklamalar da bunun net göstergesidir. Bizzat muhatabı ve mağduru oldukları bir konuda dahi, ideolojik yaklaşımlarından, siyasi reflekslerinden bağımsız hareket edemeyen, üzerine insan ve öğretmen olmak dışında bir kimlik, bir gömlek geçirmek zorunda kalanların; otoritece ciddiye alınması, sorunun irdelenmesini sağlaması ve çözüme dair refleksleri harekete geçirmesi, sorunun parçası ve muhatabı olarak da çözüm üretmesi imkansızdır.
Önce, insan, anne-baba, öğretmen, rehberlik psikolojik danışman, okul müdürü, emniyet müdürü, aile sosyal politikalar müdürü, sosyolog, psikolog, sosyal hizmet uzmanı olacağız. Görevimizi doğru zamanda doğru araçlarla ve doğru şekilde yapacağız. Görevini layıkıyla yapan, bizimle benzer düşünce ve davranışlardaki kişilerle birlikte hareket edeceğiz, ideolojimiz, koltuğumuz, üye sayımız gibi suni mensubiyetlere gerçekliği, hakkaniyeti, helali ve en önemlisi de bu ülkenin bir tek ferdini kurban vermeyeceğiz.
Başkalarının kurban olmasına göz yumacak derecede bir kayıtsızlık, bir gün her birimizi bir kurbana dönüştürecektir…
Yorumlar