Advert
Advert

Utandıran Ölüm

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Savaş UYAR

Bu yıl Engelsiz Türkiye sloganı ile gerçekleştirilen 3 Aralık Dünya Engelliler Günü etkinlikleri, 19 Kasım’da İzmir’de meydana gelen cinayetin gölgesinde kaldı.

Bilgilere ve iddiaya göre kanser olan 63 yaşındaki baba, doğuştan fiziksel ve zihinsel engelli, bir başkasının bakımına muhtaç kızını öldürüp kendi canına kıydı.

Anlaşılan odur ki; artık ölümün eşiğine geldiğini anlayan baba, ölümü sonrasında engelli kızının insan onuruna yakışır şekilde hayatını devam ettiremeyeceğine inanmış ve bu yolu seçmiş.

Başkasının bakımına muhtaç durumdaki her engellinin ailesinin yaşadığı o derin acıyı yaşamış yıllarca. “Ben/iz ölürsem/k evladıma kim bakar!” sorusunun esiri olmuş. Belli ki bir cevap bulamamış bu sorusuna ve yıllarca ettiği “Allahım evladımın canını benden önce al” duası karşılık bulmayıp Azrail kapıyı çalmaya başlayınca, en sevdiği en kıymetlisi gözünden akacak bir damla yaş için dünyaları yakabileceği evladının canına kıymış.

Bu vahim durum aslında “yokluğun” özetidir.

Hiç kimse bu yokluğu görmezden gelmemeli. Üstünü örtmemelidir. Engelliler, onların aileleri ve dernekleri bu olay üzerinden kendi gerçekliklerini bunun farkında olmayan yöneticilere, yetkililere açıkça ve dürüstçe hiçbir hesaba heba etmeden söyleyebilmelidir.

Bugüne kadar, etkinliklerde “konu mankeni” olarak kullanılan, bir takım kişilerin sözde hayır organizasyonlarının figüranı mesabesine indirilen, yönetici ve siyasetçilerin seçim ve halkla ilişkiler çalışmalarının sosyal medyaya yansıyan karesinde küçük bir ayrıntı olmanın ötesine geçemeyen engelliler ve aileleri bu vahim olayı bir milat kabul etmeliler. Evladının ölümü için dua ettirecek çaresizliğin ne anlama geldiğini, bu duanın nedenini ve niçinini siyasetçinin, bürokratın, yerel yöneticinin zihnine kazımalıdırlar. İmkanlardan yoksun şekilde bir engelli ailesi olmanın ne demek olduğunu “onlara”  anlatmak zordur iyi bilirim ama bir kez de olsa bin kez de olsa denemeye değer.  

Zira bu olay gerçeği herkesin yüzüne en acı şekliyle çarpmıştır.

Yokluğun özetidir dedik. Aile öldükten sonra evladına kol kanat gerecek, sevgiyle şefkatle sarıp sarmalayacak, devlet yok, kurum yok, yetkili yok, müdür yok, uzman yok, muhtar yok.

İnsan onuruna yakışır şekilde hak ettiği bakımı sağlayacak devlet ve özel bakım merkezleri yok.

Var olanda sorumluluk yok, sevgi yok, şefkat yok, merhamet yok, utanma yok.

Belli ki torpili de yoktu, evladını bir bakım merkezine yerleştirmemiş/yerleştirememiş.

Bu kadar yokluğun içerisinde bir insanın var olması düşünülebilir mi, elbette düşünülemez ve o baba da bizim gibi bir sonuca varmış olmalı ki; olmayan devletin, kurumun, yetkilinin, müdürün, uzmanın, muhtarın, devlet ya da özel bakım merkezinin insafına terk etmeyi ölmekten daha beter görmüş ki en sevdiğini de yanında götürmüş.

Bugüne kadar engelliler konusunda, gerçek manada iyileştirmelerin yapılamamasının iki nedeni vardır. Birincisi dezavantajlı grupların çok iyi bir halkla ilişkiler malzemesi olması ve uzun yıllara yayılan kazanç sağlaması, bunun farkında olan kurum ve kişilerin kalıcı çözümler yerine palyatif / pansuman hamleler yaparak sorunun devam etmesini sağlama, devam eden sorundan her dönem kazanç elde etme yaklaşımında olmaları, ikincisi engelliler ve ailelerinin kendi gerçekliklerine sahip çıkıp, organize olarak sorunlarının çözümüne dair yaklaşımdan uzak durmasıdır.

Bir alıntı ile bitirelim;

“Utanç, sosyal normlardan sapmanın psikolojik işaretidir.

Sorumluluk, normlara uyum sağlama ve ilişkileri sürdürme motivasyonu sağlar.

Bireyin ve toplumun iyilik hali, onları ayakta tutan değerler doğrultusunda davranmakla da sağlanır.

Utanması gerekenler utanmadan, sorumluluk almadan iyileşemez ve ayakta kalamayız.”
Uzm. Sosyal Psikolog Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı

begendim
1
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar