Advert
Advert

İDEALLERİM

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

Erdoğan SAĞDIÇ

 

Henüz yedi yaşımdayken bir sabah, ihtilal oldu dediler. İhtilal nedir ne değildir üstünde düşünmedim. Fakat evde bir endişe ,toprağa gömülen tüfek,tabanca gibi bazı faaliyetlerin olağandışı olduğu dikkatimi çekiyordu. Bahçede kitapları yaktılar. Sakıncalı bazı arkadaşları varmış babamların onları hapse atmışlar. Babamların ve başka komşuların babalarının liderleri de tevkif edilmiş diye konuşuluyordu mahallede, misket oynarken duymuştum abilerden.

 

Sonraki günlerde babam beni bir dükkana çırak olarak verdi.(O zamanlar cümle böyle kullanılıyordu,yerleştirdi,istihadam etti gibi cümlelere alışmamıştık henüz)

Dükkan sıra magazlar denilen mıntıkadaydı. Patronum(rahmetli) Ömer Neşeli,Orman dairesinden emekli olmuş bu çeyizci dükkanını açmıştı. O da babam gibi "ülkücü" idi. Henüz ihtilalin izleri taze idi,ülkücüler sık sık dükkana gelir, gelişmeler hakkında fikir yürütülürdü. Hapiste olan arkadaşların evlerine yardım etmek gibi konular da konuşulurdu. Gazeteler sürekli duruşma fotoğrafları koyar,tutuklu isimler sıra sıra yazılırdı. Patronum "Son Havadis" ve "Tercüman" gazeteleri aldırırdı her sabah ve gündemi oradan takip etmeye çalışırdı. Televizyon Kenan Paşa'nın emrindeydi ve doğru bilgi ancak kendi tarafındaki gazetelerden öğrenilebilirdi.

 

Kenan Paşa kasırga gibi geçmişti ülkenin üstünden,insanlar endişe içindeydi. Tutuklamalar ,mahkemeler ve idam kararları. Bir gece ansızın gelenler yeni Türkiye'yi dizayn ediyor ve kimsenin gözünün yaşına bakmıyordu. Babamlar ülkücü,bir kısım komşular selametçi ve bazı komünistler ise gizli gizli faaliyet yürütüyorlardı. Ben çocuk aklımla onları izliyor okuduğum çizgi romanların etkisi ile kahramanlar yaratıyordum çevremdeki kişilerden. 

 

Babamın arkadaşları ya da patronumun misafirleri nedeniyle fikir dünyam gelişiyor ve ülkücü olma yolunda ilerliyordum. Destanlar okuyor,filmler izliyor bu duyguyu pekiştirmeye çalışıyordum ama bir türlü tam manasıyla konsantre olamıyordum. Gırgır ve Fırt dergilerim sanırım buna mani oluyordu. Sonraki yıllarda okuduğum Limon(sonra Leman olmuştu)dergisininin etkisini de eklemem lazım. 

 

Sonra demokrasi diye bir şeye yeniden dönmüştü ülke,partiler kurulmuş , seçimler yapılacaktı, insanlar hapiste liderler dışarıdaydı. Bunu anlamakta zorlanıyordum. Farzedelim ben bir grubun,partinin ya da örgütün içindeydim ve beni koordine eden liderlerim dışarıda,ya da yurtdışında ama ben hapisteydim,idam bekliyordum. Suçun hepsi benim üstümde kalmış, diğerleri beraat etmişti. O zaman öğrendim liderler suçlu olmuyordu, arkalarına taktıkları insanları feda ediyor kendileri yollarına devam ediyorlardı.

 

Seçimler ,normalleşme falan derken eski liderlerin siyasi yasakları da kalkmıştı. Takipçileri içeride, liderler ise mecliste olacaktı. Genç olarak hapse düşenler yaşlanmış,çocukları büyümüştü. Gerek sağ yandan gerek sol yandan insanlar asılmış,ülkenin bütün günahı da onlarla beraber toprağa gömülmüştü. Vahşi kapitalizm herşeyi pazara düşürmüş, fikirler yerini sermayeye bırakmış,komandolar tüccar olmuştu. Ben genç olmuştum o zamanlar ve ülkücü bir babanın ülkü ocağının kapısından girmemiş oğluydum.

 

Kırk altı yıldır izlediğim ve hiç bitmeyen bu film bana tek birşey öğretmişti:

Bizler yani millet,satranç tahtası üstündeki taşlar, liderler ise masanın başındaki oyunculardı. Oyun bitiyor,yeni oyuncular geliyor ama tahta değişmiyor,taşlar hep aynı kalıyordu. Ben bunu değiştirmek istiyordum,bu böyle gitmemeliydi.

 

Uzun zaman önce vermiştim kararımı,ben bu tahtanın üstünde bir piyon olmayacaktım,oyuncu da olmak istemiyordum,tek derdim vardı tahtanın sahibi olmak ama gerçek sahibi. 

 

Olabildim mi,tabi ki hayır. Maalesef tek başıma başaramadım.

 

Sağlıcakla kalınız.

 

(Devam edecek)

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar